ENBİYA
Dört duvar arasında uzun senelerin bitmek
Bilmeyen acı günlerini hazmedip geçirmek için
Çocukluk hatıralarımla dolu olan ENBİYA
Köyüne ait şiirlerimi okuyabilirsiniz.
Senide anlatayım ENBİYA köyü
İsterim Allah’tan ismin kadar böyü
Ne mutlu taşıyorsun bu ismi
Kimden aldın bu böyük ismi
Tarif edeyim baştan başa
Okuyanlar düşünsün gamlı bir yaşa
Taştandır duvarlar topraktan baca
Elli hane iken şimdi yükseldi altmışa
Hepsi birbirine komşu sayılır
Yalnız KÖT DERE köyü ikiye ayırır
Yağınca yağmur geçit vermez bu dere
Kızdırırsan KAYMAĞI koparır velvele
Tombul teyze cüsselidir bu kadın
KIRDAV takmışlar ismine MEHMET ONBAŞININ
Geçelim BALKIZ ismindeki bodur boylu kadına
Ne yazık ki DISTALAV deyorlar kocasının adına
Köyün altında oturur minare boylu UZUN AHMET
KUDUL ismindeki karısına çok veriyor kıymet
Geçelim aynı soydan olan MARULUN hanesine
Aldı kocasını kahpe felek hicran oldu sinesine
Çorap söküğü gibi sıradan gidelim
Birazda HÜSEYİN ONBAŞIDAN söz bahsedelim
Anlatmak mümkün mü bu adamın derdini
Birer birer toprağa verdi sevdiklerini
Her hane ayrı ayrı maziye dalmış
Bu hanede dedelerin ismini almış
Evin büyüğüdür MUSTAFA DAYI
Değirmenden çıkar onunda payı
Aynı evde köye hocalık yapar ALİ
Okuması kuvvetlidir hemen verir suali
Satışı fevkalade yumuşadır gönülleri
Cahilhane ruhludur; ismine derler deli
MUSTAFA DAYI gile bağlı TEVFİK’ in evi
Onada bitişiktir mektep ile cami
Bazen de KAZIM olur köyün imamı
Çok zaiftir okuyamaz kelamı
Gelelim TELLAGA dedikleri eski bir haneye
TELLAGA dedikleri kardeşmiş MEMİŞ AGAYE
Anlatmak uzun olur, çünkü ayrılmış beş haneye
Bunların derdi çoktur geçelim başka haneye
İşte geldik köyün en yaşlısı olan MEHMET DAYIYA
Seksen sene hayat geçirmiş yaklaşıyor doksana
Elif isminde bir torununu oda verdi toprağa
Bu dünya fanidir dua edelim rahman ve rahim hu daya
Geçelim Abdullah’ ın dedesi TURUNÇ gile
Mukellıttır bu adam sözlerine herkes güle
Bitmeyecek birer birer anlatmak
Muhtar olmuş Mehmet KAYMAK
Elinden gelmez bir tek imza atmak
Üstelikte ustadır işi gücü ev yapmak
Ufak bir kadın var İMAV derler adına
Yaşı yükselmiş çıkmış doksan dokuzuna
Allah’ın işine bak bu yaşta dağa gider oduna
Yazıklar olsun hayatta olan evladına
Sırayı kaybettik dönelim BİLAL’ a
Oyunların efesidir KADI OĞLU GÜLAGA
Gelim asagide rahmetli HUTMALA
TELEYGİLİ unuttun bire ahmak budala
Pekey dönelim artık bunlara
Bu adamlar kıymet verir davara
Şimdi geldim kaynatam OSMANLARA
Bunlarında bahtı ezelden kara
Çıkalım köyün üst tarafındaki RECEB’ e
Yıktı kardeşinin evini kahbece
Bu günahı hepten yıkmayalım RECEB’ e
Yarısını da yükleyelim amucem SEFER’ e
İnelim EMURLAH AĞA gile
Bunlarda ayrıldı ikiye
Bu dünyada adet böyle
İşte geldik ÇITIRIK gile
Bu hane cins denilecek soyda
Kadın erkek hepsi bir boyda
İçlerinde Hikmet oldu huvarda
İnelim faizci namert Murada
SADIK gili anlatmak çıkar bir fermana
Bu evde bir kadın var benziyor ceylana
Derdini yüklemiş Salı vermiş unmana
Bundan da dertlidir yanımızdaki KORANA
Kırk yaşından sonra kor olan bu ana
Evlendi kocası üzerine getirdi bir kuma
Çifter çifter oğlan yapan ilahi bir fabrika
AĞACA idi ismi oda sarıldı toprağa
Ey dostlar dinleyin anlatayım bizleri de
İsmini bizlere bırakıp da toprakta yatan ŞIH DEDE
Seni tanımıyorum ama ruhun benim kalbimde
Emin ol ki ismin ebedi kalacak senin neslinde
Ey benim münevver ruhlu AĞBAL BABAM
Hayalin geldi karşıma seni yine anlatamam
Coştu göz yaşlarım fakat anlatamadan bırakamam
Ben seni severim hiçbir zaman unutamam
O yeşil gözlerini yumdu gun zaman
Vatan benden vazife alıyordu o zaman
Çok geçmeden dağıldı o güzel hanen
Sönmedi ocağın Fakat ince çıkıyor duman
Anamı da hatırlayalım
Durmadan ağlardın kaybettiğin ŞİRİN’ e
Nihayet sende gidince onun yerine
Kurt düştü bizim evin temeline
Varlığın bir rüya olunca anne
Evi idare eden senin varlığındı
Sen ölünce her şeyimiz karardı
Evimiz temelinden sarsıldı
Varlığın bir rüya olunca anne
O gece o an gözlerin daldı
Felek çok gördü senide aldı
Senden bir toprak yığını kaldı
Varlığın bir rüya olunca anne
Yine başlayalım unuttuğum evlere
İşte geldim GÜL CEMAL amcalara
Bostana girince dana, PARLAK koparır velvele
Bunların rahatını da bozan kadındır CEMİLE
Çıkalım MUSTAFA ÇAVUŞ gile
Bunlarda ayrıldı ikiye
Bir ayrılıktır düştü bu köye
Böylelikle bozuldu ENBİYE
Behiy şaşkın divane
Ne karışırsın feleğin işine
İkiye üçe ayrılmış sana ne
Sen düşmüşsün feleğin pençesine
Herkesi anlatmak sana mı kaldı
Bedenin çürüdü bir ruhun kaldı
Seni arayan bir ahbabın dostun mu kaldı
Yoksa arkandan ağlayan bir kalbin mi kaldı
ÇEŞMELER
Köyün içtiği suyun ismi ÇEŞME
Yazmakla bu su gelir mi keleme
Bu çeşmenin suyu çok tatlıdır
Yaz gelince kadınları nöbet bekledir
Üzeri kapalıdır taşı oyulmuş ufak bir çeşme
Kadınlar birbirine sıra benim sen öne geçme
Kızlar gelinler hep bu çeşmeye gidiyor
Gelinler görünmesin diye çarşafına bürünür
Zayıfları götüremez yarı yolda oturur
Orta hallisi hiç dinlemez fiyaka ile yörür
Daha kuvvetlisi ekspres gibi süzülür
Bir çeşme daha var KOMPARI
Burada suvarırlar malları
Bu su aşağı mahalleye aittır
Fakat suyu biraz acıdır
KAYA PUYARI unutmayalım barı
Üst tarafında vardır duarı
İki su yol ağzındadır bu su
Çok hayvana verir sülüklü su
YAYLALAR
ÇAYIR TARLA dedikleri sovuk suyun menbagı
İçince sovuk sularını hayat bulur kaynagı
Yaylaların içinde yaylaların konagı
Sagılan davarlardan çıkar südün kaymagı
Nehoş olur oturması bu yaylada
Koyun kuzu sesi neşe verir ruhunda
Her taraf esrarlaşır bu mehtabın altında
Cihan’a deyer oturmak bu yaylada
Bu yayla iki dağın ortasında
Batan güneş kızıllaşır ufuklarında
Hügüller çatılır tarlalarında
Koyun, inek sağılır hügüller etrafında
Akşam olunca esen rüzgar dolaşır yanaklarda
Kurbağalar feryat eder yosunların altında
Gölgeler hayalleşir meşelikler altında
Nasip olacak mı bu yaylaları görmek hayatımda
Vardır köyün bir HAC yaylası
İçlerinde en kötüsüdür TUZ TAŞI
Bu yayladan eydır HARZULUNUN yaylası
Bundan da üstündür TAP’ ın yaylası
Tap deyip geçmeyelim güzel bir kuş yuvası
Söğüt bük yeşillenir serin olur gölgesi
Gençler için çok tatlıdır bu yerde dolaşması
Çimenlerin üzerinde ne hoş olur güreşmesi
Bu yaylalar üzerinde pek çok durdum
Bazı yerleri yazacam fakat ismini unuttum
Yazmıyacagım bu ismini unuttugum yerleri
Son olarak yazayım köye ait yolları
UZUNSEKİ’ den bir yol iner ÇAYA
Eski kırlar şimdi döndü bahcaya
Beyaz PURLUK arkasını vermiş SİMEYE
Bu yol böyle uzar gider KURUÇAYA
Aşağıdan bir yol iner CEVİRMEYE
Bu yol ikiye ayrılır biri gider SİMEYE
Diğerinde ERHEMIYI geçer HANEGEYE
Böylece taksim olur birkaç köye
Mezarlığı geçince görünür ÖTEYÜZÜN bahçeler
Mevvalarını yemekle bitiremez çocuklar
Ufak ufak tarlalar yetiştirir bostanlar
Ceşit ceşit meyva verir bitip tükenmez bağlar
İnsanlara istek verir ceşit ceşit elmalar
Kilo kilo pekmez verir aşlamalı armutlar
Sıralanmış eriklerde cıvıl cıvıl öter kuşlar
Bu bahçelerin sahipleri nur içinde yatsınlar
Bu bahçelerde içimden ne ölmez hatıralar
Merahla yetiştirilmiş türlü çeşit fidanlar
Hanı nerde sizi yetiştiren insanlar
Karşıda sıralanmış işte görünüyor mezarlar
Ey bu fani dünyada yaşayan insanlar
Fakir kaldım diye mal peşinde koşanlar
Allah’ dan ziyade paraya tapanlar
Sizinde kafatasınıza dolacak bir gün yılanlar
Sorabilir miyim sana Ey sevgili ENBİYA
Ne yaptın ki başladılar birer birer kaçmaya
ERZİNCAN ‘ a , KURUÇAY’ a iki evde MARABAYA
Sende kabahat yok felek başladı dağıtmaya
Nere de o temiz ruhlu insanların
Hanı o içinden çıkılmayan ormanların
Tarla oldu ormanların değişti insanların
Böyledir kanunu kahpe feleğin
Köyün her şeyini anlatabilirim
Fakat çok uzayacak yetişemeyecek defterim
Ne edebiyatçı nede tanınmış bir şairim
Herkesin bildiği deli bir BEKİRİM
VEL HASILI KELAM
OKUYANLARA SELAM
(ŞIH GİLDEN AĞBALOĞLU)
BEKİR ÜLGEN
1950

Köyün gurbetçi nüfusu yaz aylarında köye gelerek hasret gidermekte ve sonbahara doğru dönüş başlamaktadır. Köyde iki aile küçük baş hayvancılık yapmakta.
